İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sultan Serdar Doksöz: “Sadece bazı kitapların değil, bazı kalplerin de yeniden okunmaya ihtiyacı vardır.”


Altın Kitaplar tarafından yayımlanan Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi, üç arkadaşın gizemli bir kütüphanede çıktıkları macerayı anlatırken çocuk okuru kitapların büyülü dünyasına davet ediyor. Kitapta dört ayrı hikâye de anlatının içine yerleşiyor. Ancak bu hikâyelerin her biri yalnızca birer macera değil; sevgi, dostluk, cesaret, merhamet, dayanışma ve insanın insana iyi gelmesi üzerine açılan başka bir kapı. Çocukların “Şair Anne”si, masal anlatıcısı ve yazar Sultan Serdar Doksöz ile kitabın ortaya çıkışını, çocukluğundan bugüne taşıdığı masalları ve kitapların neden bazen kalbi kırılmış bir insan gibi iyileşmeye ihtiyaç duyduğunu konuştuk.

–Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi ismi daha ilk anda okurda bir merak uyandırıyor. Kitabın çıkış noktasında ne vardı?

Bazı kitapların yalnızca raflarda değil, insanın kalbinde de yaşadığına inanıyorum. Bir kitabın kapağını açtığımızda aslında yalnızca sayfaları açmayız; başka bir insanın hayaline, başka bir zamanın sesine, başka hayatların izlerine de dokunuruz. Yıllarca öğretmenlik yaptım. Çocukların kitapla kurduğu ilişkiyi yakından gözlemledim. Bazen bir çocuğun “Ben kitap okumayı sevmiyorum.” dediğini duyarsınız ama aynı çocuk, doğru hikâyeyle karşılaştığında sayfaların arasında saatlerce kalabilir. İşte ben hep o kapıyı aradım.

Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi biraz da bu arayışın ürünü. “Ya kitapların da kalbi olsaydı?” diye düşündüm. Okunmayan, unutulan, yarım bırakılan kitapların kalbi kırılmış olabilir miydi? Sonra o düşünce büyüdü. Kütüphane bir mekân olmaktan çıktı; kitapların ve insanların iyileşebileceği masalsı bir dünyaya dönüştü.

–Kitabın temelinde çocuklara kitap okumayı sevdirmek ve kitapla güçlü bir bağ kurmalarını sağlamak var. Bunu doğrudan “kitap okuyun” diyerek yapmak yerine bir maceranın içine yerleştirmişsiniz. Neden?

Çünkü çocuklara bir şey öğretmenin en güzel yolu, bazen onlara hiçbir şey öğretmeye çalışmamaktır. Bir çocuğun karşısına geçip “Kitap okumak çok önemlidir.” dediğinizde bunu bir öğüt olarak algılayabilir. Ama onu bir maceranın içine bırakırsanız, kahramanla birlikte korkar, merak eder, ipuçlarını takip eder, bir sırrı çözmeye çalışır. O sırada kitap sevgisi kendiliğinden filizlenir. Benim için edebiyatın gücü biraz burada.

–Kitapta dört farklı hikâye var. Bu dört hikâyeyi oluştururken nelerden beslendiniz?

Aslında bu dört hikâyenin kökü bugünden çok daha eskiye uzanıyor. Benim çocukluğumda masalların yeri çok başkaydı. Babaannem Satı Serdar’dan dinlediğim masallar ve hikayeler bugün hâlâ zihnimin bir köşesinde yaşamaya devam ediyor. O zamanlar bunların bir gün yazacağım hikâyelerin tohumları olduğunu bilmiyordum.

Babaannem bana yalnızca masal anlatmazdı. Masalların içine hayatı yerleştirirdi. Bir iyilik, bir uyarı, bir insanlık hâli, bir doğru seçim… Masal bittiğinde aslında hikâye bitmezdi; içimde bir cümle kalırdı. Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesindeki dört hikâyede de o çocukluk sesini duymak mümkün.

Geçmişten geleceğe aktarılan hikayeler…

Bugünün diliyle, bugünün çocuklarının dünyasına göre yeniden kuruldular belki ama özlerinde, yani iskeletleri tamamen çocukluğumda dinlediğim masalların izlerini taşıyor.

–Yani dört hikâyenin her birinde babaannenizden size kalan bir iz olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle, söyleyebiliriz. 2020 yılında kitapta geçen hikayeler proje kapsamında derlenmiş, kaynakça olarak da Satı Serdar yani babannem yazıyor. Hatta bu kitabı yazarken bazen kendimi yazar gibi değil, çocukluğumun bir köşesinde oturmuş babaannemi yeniden dinleyen küçük bir kız gibi hissettim.

Bence insan büyüdükçe çocukluğundan uzaklaşmıyor; çocukluğu insanın içinde başka bir odaya taşınıyor. Yıllar sonra bir koku, bir cümle, bir masal o odanın kapısını yeniden açıyor.

–Dört hikâyede insani değerlerin de güçlü bir şekilde öne çıktığını görüyoruz. Bu değerleri kurgunun içine yerleştirirken özellikle düşündüğünüz bir şey oldu mu?

Ben çocuk edebiyatında değerlerin görünür bir tabela gibi durmasını sevmiyorum.
Bir karakterin merhametli olduğunu “merhamet önemlidir” diyerek anlatmak yerine, onun başka bir karakter için yaptığı küçük bir davranışla göstermek daha etkili geliyor bana. Çünkü çocuklar söylenenlerden çok yaşananları hatırlıyor.

Bu nedenle hikâyelerde sevgi, dostluk, cesaret, dayanışma, sorumluluk ve empatiyi olayların doğal akışı içinde yaşatmaya çalıştım. Dört hikâyenin her biri başka bir kapı açıyor ama bütün kapılar aynı yere çıkıyor: İnsan, insana iyi gelmeli.

–Kitabın merkezinde üç arkadaş var ve bu üç arkadaş kırık kalpli kitapları iyileştirmeye çalışıyor. Sizce kitapları iyileştirmekle insanları iyileştirmek arasında nasıl bir bağ var?

Bence kitabın en derin tarafı da burada. Çünkü aslında kitapları iyileştiren çocukların kendileri de hikâye boyunca değişiyorlar. İnsanın bir başkasının yarasını fark edebilmesi için önce durması, bakması ve dinlemesi gerekir. Kitap okumak da insana bunu öğretir. Başka hayatlara girersiniz. Hiç tanımadığınız insanların korkularını, sevinçlerini, yalnızlıklarını, umutlarını yaşarsınız.

Ve belki bir kitabın sayfasını çevirirken aslında insanın kendi içindeki bir sayfayı da çevirmesi mümkündür.

–Siz aynı zamanda “Şair Anne” olarak çocuklarla şiirler ve masallarla buluşuyorsunuz. Şairliğiniz ve masal anlatıcılığınız bu romana nasıl yansıdı?

Benim için şiir, kelimelerin nefesidir; masal ise kelimelerin kanatları. Yazarken ikisini de yanımda taşıyorum. Bir hikâyeyi yalnızca olaylar dizisi olarak düşünemiyorum. Cümlenin bir ritmi, kelimenin bir kokusu, bir karakterin sesi olsun istiyorum. Çünkü çocuk okurun kulağı çok hassastır.

Belki de Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi biraz şiirin, biraz masalın, biraz da sınıfta çocuklarla geçirilen yılların buluşması.

–Kitapta fantastik bir dünya kuruyorsunuz. Gerçek hayattan kopmadan çocukları “Çizgi Ötesi”ne götürmenin sizin için nasıl bir anlamı var?

Çocukların hayal gücü, gerçekliğin karşısına konulmuş bir şey değil; gerçekliği anlamalarının başka bir yolu. Ben “Çizgi Ötesi”ni biraz bunun için kurdum. Çocuk bir çizgiyi geçtiğinde aslında yalnızca başka bir dünyaya geçmiyor. Kendi sınırlarının da dışına çıkıyor. Merak ediyor, sorguluyor, korkuyor, cesaret ediyor, arkadaşına güveniyor.

Fantastik dünya benim için kaçış değil; hayatı başka bir pencereden görebilme imkânı.

–Uzun yıllar öğretmenlik yaptınız. Sınıfta gözlemlediğiniz çocuklar bu kitabın kahramanlarına dönüştü mü?

Benim kahramanlarımın yüzlerinde mutlaka bir öğrencimin gülüşü vardır. On yedi yıl boyunca sınıflarda çocukları dinledim. Onların korkularını, meraklarını, arkadaşlıklarını, küçük kırgınlıklarını, büyük hayallerini gördüm.

Bir öğretmen için çocuklar yalnızca öğrencileri değildir; aynı zamanda bitmek bilmeyen bir gözlem defteridir. Bu yüzden yazarlığımın içinde öğretmenliğimin sesi var.

-Çocuklara kitap sevgisi kazandırmak konusunda sizce en önemli mesele nedir?

Çocuğa kitabı sevdirmek istiyorsak önce kitabı bir ödev olmaktan çıkarmamız gerekiyor. Çocuk kitabı eline aldığında “Bunu bitirmek zorundayım.” dememeli; “Acaba bu sayfada ne var?” diye merak etmeli. Bence okuma sevgisinin başlangıç noktası meraktır.

-Son olarak, Kırık Kalpli Kitaplar Kütüphanesi sizin için ne ifade ediyor?

Bu kitap benim için bir kütüphaneden çok daha fazlası. İçinde çocukluğum var. Babaannemden dinlediğim hikayelerin sesi var. Öğretmenlik yıllarım var. Masallar var, şiir var ama en çok çocukların gözleri var. Ve biraz da hayatın kendisi var, diyebilirim. Çünkü hepimizin hayatının bir yerinde bir kitap gibi duran sayfalar bulunuyor. Kimi yarım kalmış bir cümle, kimi unutulmuş bir hayal, kimi söylenmemiş bir söz, bir ayrılık, bir hasret…


İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir