İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Demet Ekmekçioğlu: Geçmişi anlayan bir çocuk, geleceğe daha sorumlu bakar.


-Öncelikle bu röportajı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Çok kısa olarak Demet Ekmekçioğlu’nu tanıyabilir miyiz?

19 Mayıs 1975’te İstanbul’da doğdum. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden mezun oldum. Antalya Karain Mağarası ve Belçika Scladina Mağarası kazılarında görev yaptım. Mezun olduktan sonra hep yayıncılık sektöründe çalıştım. Aldığım eğitim ve bu alana duyduğum ilgi, tarih ve arkeolojinin iç içe geçtiği çocuk kitapları yazmama vesile oldu. Kitapların dünyasında, özellikle çocuk kitapları arasında olmaktan büyük keyif alıyorum. Doğa ve Ufuk adında iki çocuğum var.

-Yayıncılık sektöründe tüm mutfağı bilen biri olarak yazar olma serüvenini bizlerle paylaşabilir misin?

Yayıncılık sektöründe mutfakta bulunmak bana çok şey öğretti. Bir kitabın sadece yazılmadığını, tasarlandığını, editoryal süzgeçten geçtiğini, ekonomik gerçekliklerle yüzleştiğini ve uzun bir yolculuktan sonra birçok kişinin emeğiyle okura ulaştığını gördüm.

İşim gereği bir dönem yalnızca çocuk kitapları okudum. O yoğun okuma sürecinde bir şeyi fark ettim. Çocuk kitaplarında tarif etmesi zor bir mucize vardı. Basit görünen ama derin olan bir alan… Çocuk edebiyatı bakış açımı değiştirdi. Arkeoloji okumuş, kazılarda çalışmış ve ne yazık ki mesleğime devam edememiştim. İçimde hep yarım kalmış bir şey vardı. Toprağın altındaki hikâyelerle kurduğum bağ sanki kesintiye uğramıştı. Eğer çocuklara arkeoloji ile kurgunun iç içe geçtiği hikâyeler yazabilirsem, belki bu yarım kalmışlık duygusu tamamlanır diye düşündüm.

Yazmaya karar verdiğimde en büyük avantajım şuydu. Nasıl ve neyin yazılmayacağını çok iyi biliyordum. Mutfakta çalışmak bunu çok iyi öğretmişti.  Çocuğu küçümseyen bir dili, yüzeysel bir duygusallığı, aceleyle kurulmuş bir kurguyu hemen fark edebiliyordum. Metnin neresinde samimiyetin kırıldığını sezebiliyordum. Bu sezgi bana pusula oldu. Yapabilir miyim? diye düşünürken bir gün kendimi bilgisayar başında yazarken buldum. O anın çok bilinçli bir karar anı olduğunu söyleyemem, daha çok içten gelen bir çağrı gibiydi. Çocuk kitaplarındaki o mucize bana da bulaşmıştı. Bugün dönüp baktığımda şunu görüyorum. Yazarlık benim için bir yön değiştirme değil, bir tamamlanma hâliymiş.

-Yayınlanan tüm kitaplarını okuyan biri olarak arkeoloji sevgini çocuklarla paylaşırken onlara geçmiş ve günümüz ile inanılmaz farklı bağlar kurduruyorsun. Bu alanda yazarken tam olarak hedefin ne idi? Ve bu hedefine ulaştığını düşünüyor musun?

Arkeoloji benim için sadece bir meslek değil, geçmişle kurulan bir bağ. Kazı yaparken toprağın altından çıkan küçücük bir parçanın binlerce yıl öncesine açılan bir kapı olduğunu fark ettiğim anı hiç unutmam. Yazarken hedefim tam da bu duyguyu çocuklara hissettirmekti. Çocukların geçmişi uzak ve tozlu bir tarih olarak değil, yaşayan bir hikâye olarak görmelerini istiyorum. Çünkü geçmişi anlayan bir çocuk, bugünü daha bilinçli okur ve geleceğe daha sorumlu bakar.

Arkeoloji sevgimi çocuklarla paylaşırken amacım, bilgi aktarırken, merak duygularını uyandırmaktı. Bir tablet parçası, bir fosil, bir sütun başlığı ya da eski bir yazı sistemi, hepsi aslında insanın hikâyesi. Çocukların geçmişle empati kurmasını, bugünü daha bilinçli okumasını ve hatta kendi hikâyelerinin de geleceğin arkeolojisi olabileceğini fark etmelerini istedim.

Hikayelerimde geçmiş ile bugün arasında kurduğum bağlar bilinçli bir tercihti. Çünkü çocuk bir şeyi kendi hayatıyla ilişkilendiremediği sürece o bilgi kalıcı olmuyor. Yazının icadıyla bugünkü mesajlaşmayı, eski oyunlarla bugünkü oyunları, ilk iz bırakma isteğiyle bugünkü yazma çabasını yan yana getirmek istedim.

Hedefime ulaştım mı? Tam olarak değil, çünkü bu bir yolculuk. Ama okullara etkinliğe gittiğimde bir çocuğun “Ben de arkeolog olmak istiyorum” demesi, bir öğrencinin “Yazının icadı meğer böyleymiş!” diye heyecanlanması ya da bir öğretmenin kitabı dersinde kullanması bana şunu gösteriyor. Kurmak istediğim köprü gerçekten kuruluyor. Ve bu benim için en büyük mutluluk.

-Arkeoloji alanı oldukça zengin olduğundan kitaplarına yansıyan konularda oldukça zengin. Zaman Taşı kitabın aslında bir nevi çağlar arası felsefesi olan bir yolculuk gibi idi. Hatta Son Tablet kitabında karakterin bulduğu tablet yazısına hayran kalmıştım. Gerçek olup olmadığını araştıracak kadar. Böyle bir meraka ve felsefi yorumlamaya okuyucuyu ulaştırmanın sebebi sence tam olarak ne olabilir? Arkeolojinin kendi içinde biriken bilgi zenginliği mi yoksa senin yılların getirdiği birikimlerin mi?

Arkeoloji başlı başına olağanüstü zengin bir alan. İçinde tarih var, felsefe var, antropoloji var, sanat var. Bir buluntu sadece bir nesne değildir, bir düşünme biçimini, bir korkuyu, bir umudu taşır. Bu yüzden arkeoloji zaten doğal olarak çok katmanlıdır. O katmanlı yapı ister istemez metne de yansıyor. Ama yalnızca alanın zenginliği değil bu. Yılların getirdiği birikim, kazı deneyimleri, toprakla kurduğum o sabırlı ilişki, yayıncılık deneyimim de hikâyelerimin tonunu belirliyor. Kazı alanında insan şunu öğreniyor. Her şey bir anda ortaya çıkmaz. Parça parça, dikkatle, sabırla ilerlersiniz. Ben de hikâyelerimi böyle kuruyorum. Okurun da aynı keşif duygusunu yaşamasını istiyorum.

Tablet yazısının gerçek olup olmadığını araştırma isteği işte tam bu yüzden kıymetli. Çünkü ben bilgiyi doğrudan vermekten çok, onu oyun aracılığıyla görünür kılmayı tercih ediyorum. Oyun, çocuk için en doğal öğrenme biçimi. Arkeolojiyi bir ders gibi değil, bir keşif alanı gibi sunuyorum. Metnin içinde küçük ipuçları, izler, boşluklar bırakıyorum. Okur o boşlukları doldurmak istediğinde merak doğuyor. Çocuk metnin içinde fark etmeden düşünmeye başlıyor. Felsefi katman da oradan doğuyor.

Songül Bozacı & Demet Ekmekçioğlu

-Bir arkeolog olarak bir yazar olarak bir kitap sever olarak ve en önemlisi kitaplarınla okullarda çocuklarla buluşan olarak günümüzde ülkemizde ve takip edebildiğin kadar dünyada çocuk edebiyatını nasıl yorumlarsın?

Bir arkeolog, bir yazar, bir okur ve en önemlisi kitaplarımla okullarda çocuklarla buluşan biri olarak çocuk edebiyatına baktığımda, bütün karmaşaya rağmen güçlü bir umut görüyorum. Evet, alan çok hızlı büyüyor. Çok sayıda kitap yayımlanıyor, temalar çeşitleniyor ve dünya çocuk edebiyatıyla daha yoğun bir etkileşim içindeyiz. Ekoloji, kapsayıcılık, duygusal farkındalık, tarih bilinci gibi konular artık daha görünür. Ama benim için asıl umut verici olan şey bu temaların varlığı değil; çocukların bu metinlerle kurduğu ilişki. Çocuklar soru sormak istiyor. Derinlikten korkmuyorlar. Hatta çoğu zaman yetişkinlerin çekindiği felsefi sorulara daha cesurca yaklaşıyorlar. Onlara alan açıldığında, metni sahipleniyorlar. Kitap bir nesne olmaktan çıkıp bir diyalog alanına dönüşüyor.

Dünyada da benzer bir eğilim var. Çocuk edebiyatı artık öğreten değil, birlikte düşünülen bir yere evriliyor. Çocuğu edilgen bir alıcı değil, aktif bir yorumcu olarak kabul eden metinler çoğalıyor. Bu dönüşüm bana çok kıymetli geliyor. Eğer bugün çocuklara nitelikli, düşünsel ve estetik açıdan güçlü metinler sunabiliyorsak, yarının dünyasına da daha bilinçli, daha empatik bireyler bırakıyoruz demektir.

Ben umutluyum. Çünkü her okul buluşmasında bir çocuğun gözünde o merakı görüyorum. Bir cümlenin peşine düşen, bir kavramı sorgulayan, bir karakterle bağ kuran çocuklar var.
Çocuklar hâlâ hikâyelere inanıyor. Ve hikâyeler dünyayı dönüştürme gücünü taşıyor.

-Son olarak bizlerle paylaşmaktan çok heyecanlandığın yeni projelerin nelerdir?

Şu sıralar üzerinde çalıştığım projelerden biri, benim için oldukça özel bir yerde duruyor. Adını şimdilik saklı tutmayı tercih ediyorum ama şunu söyleyebilirim. Bu kez hikâyede arkeolojik bir iz yok ama, çağımızın görünmez katmanlarını kazıyorum. Benim için bu proje biraz da insanın kendini güncellemesi. Çevreye bakışımızı, sorumluluk anlayışımızı, arkadaşlık ilişkilerimizi, teknolojiyle kurduğumuz ilişkiyi sorgulatıcı bir metin. Çocukların bu dönüşümün en doğal öznesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü onlar henüz kesinleşmiş kalıpların içinde değil ve değişime en açık olanlar.

Röportaj: Songül Bozacı


İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir