–Merhaba Elif. Piyano eğitimine çok küçük yaşta annen ve aynı zamanda öğretmenin olan Renata Çavdar ile başlamışsın. Onun hem annen hem öğretmenin olması sana nasıl bir avantaj sağlıyor?
-Ben Elif Anastasia Çavdar, 10 yaşındayım ve Türkiye’nin Gaziantep şehrinde yaşıyorum. Gaziantep Güzel Sanatlar Müzik Ortaokulu 5. sınıf öğrencisiyim. Annem aynı zamanda öğretmenim olduğu için müzik hayatım çok küçük yaşta başladı. Evimizde piyano her zaman vardı ve müzik bizim günlük hayatımızın bir parçasıydı. Bazen annem gibi sevgiyle yaklaşıyor, bazen öğretmen gibi çok dikkatli dinliyor. Bu benim için büyük bir avantaj çünkü hatalarımı hemen fark ediyor ve birlikte düzeltiyoruz. Ama itiraf etmeliyim, anneyle çalışmak bazen zor da olabiliyor. Çünkü ders hiç bitmiyor gibi… evde bile piyano konuşuyoruz. Ama sonunda bunun beni daha güçlü bir piyanist yapacağını biliyorum.

-Uluslararası yarışmalarda bu kadar küçük yaşta birçok derece elde ettin. Sahnede yarışırken heyecanını nasıl kontrol ediyorsun?
-Sahneye çıkmadan önce heyecan mutlaka oluyor. Ama ben o heyecanı müziğe dönüştürmeye çalışıyorum. Kuliste beklerken bazen parçalarımı ayaklarımla ritim tutarak hayal ediyorum. Ellerimi sıcak tutmaya çalışıyorum ve parçanın her detayını zihnimde tekrar ediyorum. Sahneye çıktığım anda ise artık yarışmayı değil, müziği düşünüyorum. O anda sadece notaları değil, bestecinin ruhunu düşünmeye başlıyorum. Sanki onun yazdığı hikâyeyi yeniden anlatmak için oradayım. Kimseyle konuşmamaya çalışıyorum. İçime dönüp tamamen parçaya odaklanıyorum. O an, içimde büyük bir sorumluluk hissediyorum. Sadece doğru notaları çalmak değil, güzel bir sahne performansı ortaya koymak istiyorum. Kendime şunu hatırlatıyorum: Bu müzik, benim anlatacağım bir hikâye. Ve sahneye çıktığımda…Tüm dikkatim, tüm duygularım sadece müzikte oluyor.

-7 yaşında yarışmalarda birincilikler kazanmaya başlamışsın. Bu başarılar seni motive mi etti yoksa sorumluluğunu mu artırdı mı?
-Aslında ikisi de oldu. İlk ödülümü aldığımda çok mutlu oldum ve bu beni daha çok çalışmaya motive etti. Ama aynı zamanda bir sorumluluk da hissettim. Çünkü sahneye çıktığımda artık sadece kendim için değil, öğretmenlerim, ailem ve ülkem için de çaldığımı düşünüyorum. İlk olarak Alanya’da düzenlenen Global Art yarışmasına, ardından yine aynı yaşta İzmir’de Mozart Uluslararası Piyano Yarışması’na katıldım. O zamana kadar piyano benim için daha çok evde çalıştığım ya da konserlerde paylaştığım bir müzik yolculuğuydu. Ama yarışma sahnesine çıktığımda bunun bambaşka bir dünya olduğunu fark ettim. Orada rakiplerimi gördüm… Herkes en iyisini ortaya koymak için oradaydı. Bu, sadece çalmak değil; sahnede en güçlü performansı sergilemek demekti. O yaşta bu ciddiyeti tamamen anlayamasam da, içimde güçlü bir istek vardı. Ve İzmir’de Mozart Uluslararası Piyano Yarışması’nda birincilik kazandım. Sanırım o an, sahnede gerçekten mücadele etmeyi ve kendime inanmayı öğrendim. Bu yüzden her yeni yarışma benim için hem bir mutluluk hem de daha büyük bir hedef oluyor.

-Budapeşte’de kazandığın Danubia Talents ödülü kariyerinde nasıl bir dönüm noktası oldu?
-Macaristan’ın Budapeşte şehrinde düzenlenen bu yarışmaya aylarca hazırlandım. Bu, hayatımda ilk kez canlı yurt dışında katıldığım bir yarışmaydı. Bu yarışma için özellikle bir Macar besteci seçtik. Béla Bartók’un Romen Dansları eserini çalıştım. Bu eseri seçmemizin nedeni, hem yarışmanın ruhuna uygun olması hem de o ülkeye müzikal bir saygı sunmak istememizdi. Hazırlık süreci benim için hem çok yoğun hem de çok heyecanlıydı. Her gün parçayı daha iyi anlamaya, sadece notaları değil, Bartók’un müziğindeki karakteri ve enerjiyi hissetmeye çalıştım. Budapeşte’deki Danubia Talents yarışması benim için çok özel bir deneyimdi. Yarışmadan önce aynı parçayı çalan başka bir yarışmacıyı görünce biraz sinirlenmiştim ve içimde “daha iyi çalmalıyım” diye büyük bir hırs oluştu. Sahneye çıktığımda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Orada ayrıca ünlü piyanistlerden masterclass dersleri aldım ve özellikle Mozart’ın yaşadığı yerleri görmek beni çok etkiledi. Müziğe bakış açım biraz daha değişti. Sanatın dünyanın her yerinde insanları birleştirdiğini ve mutlu ettiğini hissettim.

-Marmaris, Antalya ve Burdur’da oda orkestrası ile solist olarak sahne almak sana neler hissettirdi?
-Muse Müzik Yarışması’nda birincilik kazandığımda, bu hayalime bir adım daha yaklaştım. O an benim için çok heyecanlı ve unutulmazdı. Yarışmada jüri başkanı olan, yurt dışından gelen değerli Profesör Vasyl Fedoryshyn, beni dinledikten sonra çok güzel bir teklif yaptı…Gelecek yıl, onun orkestrasıyla birlikte Avdiyevski Sanat Fakültesi Oda Orkestrası ile sahneye çıkmamı ve Türkiye’de küçük bir turneye katılmamı istedi. Bunu duyduğumda kalbim çok hızlı attı… Çünkü bu, sadece bir ödül değil, aynı zamanda benim için büyük bir hayalin kapısının açılmasıydı. Şimdi bu hayal için daha çok çalışıyorum…Orkestra ile sahneye çıkmak benim için çok büyülü bir deneyim. Çünkü o anda yalnız değilsiniz; müzik birçok müzisyenin birlikte nefes alması gibi oluyor. İlk başta biraz heyecanlandım ama müzik başladığında kendimi o büyük sesin içinde buldum. Sanki piyano ile orkestranın arasında bir sohbet varmış gibi hissediyorum. Ama bu benim için sadece orkestrayla çalmak anlamına gelmiyordu…Aynı zamanda yeni arkadaşlar edindim, birlikte çok eğlenceli günler geçirdik. Her günümüz müzikle doluydu… Provalar, sohbetler, paylaşılan anlar… Benim için bu, sadece bir sahne deneyimi değil, kalbimde kalan çok özel ve unutulmaz bir anıydı.

-Günlük piyano çalışma rutinin nasıl? Disiplini sağlamakta zorlandığın zamanlar oluyor mu?
-Her gün düzenli çalışmaya çalışıyorum. Tabii bu yolculuk kolay değil…Gamlarla başlıyorum, teknik egzersizler yapıyorum. Ellerimi doğru kullanmayı öğreniyorum… Bu çok sabır istiyor. Çünkü her şey hemen olmuyor. Bazen annem yanımda oluyor ve beni uyarıyor: “Bir daha çal…”, “parmaklarını düzelt…” Hatta bazen dışarı çıkmadan önce bile önce piyano çalışmam gerekiyor. Aynı zamanda ödevlerimi de yetiştirmeyi çalışıyorum… Zamanı ayarlamak bazen zor oluyor. Ama şunu öğrendim: Sabır çok önemli. Her parçanın farklı bir dünyası var…Bazen bestecinin hayatını okuyorum, videolar izliyorum, bazen de hayal kuruyorum…Ve o zaman müzik benimle konuşmaya başlıyor. Annemin arkadaşları piyano öğretmenler piyanistler beni bazen bize gelince dinliyorlar, bana yardımcı oluyorlar. Bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum. Bazen zor anlar da oluyor çünkü bazı pasajlar hemen oturmuyor. Ama annem hep “sabır müziğin en önemli parçasıdır” der. O yüzden tekrar tekrar yavaş bir şekilde çalışıyorum. Bir gün zor gelen bir bölümün ertesi gün çok daha güzel çalındığını görmek bana büyük mutluluk veriyor.

-Sahneye çıkmadan önce mutlaka yaptığın bir hazırlık ritüelin var mı.
-Sahneye çıkmadan önce parçayı zihnimde baştan sona kadar düşünüyorum. Ellerimi sıcak tutmaya çalışıyorum. Çok ilginç ama sahneden önce genelde yemek yemek istemiyorum, hatta bazen su bile içemiyorum çünkü heyecan oluyor. Ama sahneye çıktığım anda her şey kayboluyor ve sadece müzik kalıyor.
-2026’da aldığın Genç Yetenek ödülü sana ne hissettirdi? Bu ödül hedeflerini değiştirdi mi?
-Ama aslında benim için en büyük şey, bunun tamamen bir sürpriz olmasıydı. Çünkü bana annem sadece: “Hazırlan, bir ödül töreninde piyano çalacaksın” demişti. Ben sahneye sadece çalmak için gitti. Ödül alacağımı hiç bilmiyordum. Ve sonra ismim söylendiğinde…Gerçekten çok şaşırdım. Kalbim çok hızlı attı, ne olduğunu anlamaya çalıştım…O an benim için kocaman bir sürprizdi. Ve ödülü, Sayın Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in elinden alma bana çok büyük bir gurur ve mutluluk verdi. O anı hiç unutmayacağım…Çünkü emeğimin ve çalışmamın fark edildiğini hissettim. Ama aynı zamanda bana daha büyük hedefler de verdi. Artık daha büyük sahnelerde çalmak ve dünyadaki farklı müzik kültürlerini tanımak istiyorum.

-İleride nasıl bir piyanist olmak istiyorsun?
-Biliyorum ki bu yol çok uzun ve bazen zor. Büyüdükçe ve benden daha büyük piyanistleri izledikçe şunu fark ediyorum…Onlar bulundukları yere kolay gelmemişler. Hepsi saatlerce çalışmış, çok emek vermiş, kendilerini sürekli geliştirmişler. Ben de anlıyorum ki güzel bir yere gelebilmek için çok çalışmak, sabretmek ve hiç vazgeçmemek gerekiyor. Bu yüzden her gün biraz daha ilerlemeye çalışıyorum…İleride uluslararası sahnelerde konser veren bir piyanist olmak için. Ama sadece çalmak değil, müzikle insanlara duygular ve anlatmak istiyorum. Belki ileride besteler de yaparım. Çünkü bazen piyanoda kendi melodilerim aklıma geliyor.

-Müzik dışında seni en çok heyecanlandıran şeyler neler?
-Seyahat etmek ve yeni şehirler görmek beni çok heyecanlandırıyor. Özellikle müzikle ilgili yerleri gezmek çok hoşuma gidiyor. Müzeler, konser salonları ve ünlü bestecilerin yaşadığı evleri görmek bana ilham veriyor. Tabi ki de kitap okumayı çok seviyorum. Babamla birlikte sık sık kitap mağazalarına gidiyoruz…Orada kitapların arasında dolaşmak beni çok mutlu ediyor. Beğendiğim kitapları seçiyorum ve annem bana alıyor. Kitaplar sayesinde hayal kurmayı daha çok öğreniyorum… evde kendim okuduğum kitapların kütüphanesi oluşturuyorum. Tabii ki ben bir çocuğum Yemek yemeyi de çok seviyorum! Özellikle tatlılara bayılıyorum… Annem de beni motive etmek için, güzel çalıştığım zamanlarda bana sevdiğim tatlıları alıyor.
-Senin gibi müziğe başlamak isteyen çocuklara ne tavsiye edersin?
-En önemli şey sabır ve müziği sevmek. Başta zor gelebilir ama pes etmemek gerekiyor. Çünkü müzik sadece notalar değil, aynı zamanda bir duygu ve hikâye anlatmak demek. Eğer kalbinizle çalarsanız, müzik sizi çok güzel yerlere götürür. Lütfen hayallerinizden asla vazgeçmeyin. Bazen zor olabilir, bazen hemen istediğimiz gibi olmayabilir… Ama çalıştıkça her şey yavaş yavaş güzelleşiyor. Müzik benim için hayatımın bir parçası… Onunla yaşamak bana mutluluk veriyor. Ve inanıyorum ki siz de kendi yolunuzda çok güzel şeyler başarabilirsiniz. Yeter ki hayal kurun, çalışın ve vazgeçmeyin…











İlk yorum yapan siz olun