Ferhat’ın babasıyla dedesi konuşmuyor. Hem de yıllardır… Bu sessizlik, öyle uzaktan bakınca sadece iki yetişkinin kişisel küslüğü gibi görünebilir. Ama Behçet Çelik’in 9 yıl aranın ardından Günışığı Kitaplığı tarafından yayınlanan yeni gençlik romanı Küskünler, tam da bunun böyle olmadığını, hiçbir küskünlüğün yalnızca iki kişi arasında kalmadığını, en çok da arada kalanları yaraladığını anlatıyor.
Bir okul ödeviyle başlıyor her şey. Ferhat, “Sizi en çok üzen şeyi yazın,” diyen öğretmenine yanıt vermeye başlıyor:
“Babamla dedem birkaç yıldır konuşmuyorlar ve ben buna çok üzülüyorum.”
Ferhat’ın yazdıkları öyle içten ve komik bir dille yazılmış ki sınıf gülmekten kendini alamıyor. Üzücü bir hikâyeye gülünebilir mi? Gülünürse bu, hikâyenin duygusunu eksiltir mi? Ferhat bu soruları kendine sormuyor belki ama okur olarak biz, onun susmalarında, yüz kızarmalarında, sessiz kalmayı tercih ettiği anlarda bu soruların yankısını duyuyoruz.
Dostluk, Hayal Kırıklığı ve Büyümenin O İnce Çizgisi
Roman ilerledikçe, Ferhat’ın en yakın arkadaşı Akın’la olan ilişkisi de evriliyor. Başta birbirini tamamlayan bir ikili izlenimi verse de zamanla Akın’ın Ferhat adına konuşması, kararlar alması, hatta Gül’le arasında geçenleri sahiplenmesi ilişkinin dengesini bozuyor. Ferhat ise sessiz kalmayı tercih ediyor. Çünkü arkadaşlık sadece birlikte gülmek değil, bazen anlaşılmamaktır da. Bazen biri senin yerine konuşur, senin adına bir şeyleri üstlenir ve sen bunun için ona teşekkür edemezsin. Küsemezsin de.
Gül’ün varlığı ise Ferhat’ın içinde yeni bir kapı aralıyor. İlk kez biri, onun kelimelerinin ardını gerçekten merak ediyor. “Babanla deden neden konuşmuyor?” diye soruyor. Ödevi okuduğu için değil, gerçekten merak ettiği için. Ve bu sorunun cevabını aramak, Ferhat’ın gözünde Gül’ü sınıftaki diğer herkesten ayırıyor. Belki de hayat tam da böyle bir şey: Bazen bir insanın sana bir soruyu içtenlikle sormasıdır büyümeyi başlatan.

Dede ile Kurulan O Sıcak Bağ
Ferhat’ın ailesindeki asıl kırgınlık, babası ile dedesi arasında. Bayramlarda bile aynı odada oturuyorlar ama tek kelime etmiyorlar. Evde bu konuda kimse konuşmuyor, konu ne dile geliyor ne açıklanıyor. Ferhat bu sessizliğin ortasında büyüyor. Ama dedesiyle vakit geçirdikçe bu sessizlik farklı bir şekle bürünüyor. Aralarında kurulan ilişki, kelimelerle değil bakışlarla, plaklardan yükselen müzikle ve zamanla derinleşiyor:
“Dedemle odasında plak dinlerken hiç konuşmasak bile rahatlıyordum.”
Dedesi, romanın en çarpıcı karakterlerinden biri. Ne yargılayan bir yetişkin ne de idealize bir bilge. Sadece anlayan, zamanı geleni zamanında söyleyen, gerektiğinde söylemeden de anlatan biri. Kelimesiz bir anlayış, yargısız bir yoldaşlık sunuyor torununa.
Söylenmeyenlerin Romanı
Küskünler, büyük anlatılara yaslanmadan, gündelik kırgınlıkların ve suskunlukların izini süren bir roman. Anlatı dili sade, mizahı dozunda, karakterleri tanıdık ve sahici. Ve belki de en önemlisi: Genç okura yukarıdan bakmıyor, onunla aynı sırada oturuyor.
Ve bunu yaparken, gençlik edebiyatının nadir damarlarından birine dokunuyor: Sessizlikler, kırgınlıklar ve etkisi kuşaktan kuşağa sızıp gelen o eski hesaplaşmalar…
Tam da bu yüzden bu roman, gençlik edebiyatında sessiz ama kalıcı bir yer edinmeyi fazlasıyla hak ediyor.
İnceleme: Saliha Ulusoy







İlk yorum yapan siz olun