Bu hikâyeyi biyomimikri gibi teknik bir kavram etrafında kurgularken çocukların dünyasına en çok dikkat ettiğiniz şey neydi?
Aslında burada hedeflediğim şey biyomimikrinin kendisini anlatmak değildi. Çocukların merak duygusunu oluşturmak ve kafalarında oluşabilecek tüm sorulara doyurucu bilgilerle cevap vermekti.
Çocuklar bilimsel konuları yetişkinlerden daha rahat öğrenebiliyor. Biz yetişkinlerin yorgun ve kirlenmiş zihinleri en büyük gücümüz olan hayal gücümüzü zayıflatıyor diyebiliriz.
Ben biyomimikriyi anlatırken “bu böyledir!’’ demek yerine, “doğa bunu nasıl çözmüş” sorusunu sordurmaya çalıştım. Hazır cevapları değil, keşfetmenin verdiği doyurucu duyguyu kullandım. Çocuk dünyası sade, net ve dürüst. Ona uygun bir dil kurduğunuzda gerisi kendiliğinden geliyor.
Ada, Kuzey ve Gür üçlüsü farklı bakış açılarını temsil ediyor. Okurun kendini özellikle Gür’le özdeşleştirmesini mi hedeflediniz?
Ben bir karar alırken kendi iç sorgulamalarımla birkaç farklı karakterimle yüzleşiyorum. Hepimizde vardır bu karakterler. Bir tarafta huysuz, bir tarafta sürekli izleyen not alan ve analizde kalan, bir tarafta ise heyecanlı hemen olsun bitsin diyen. Kitapta kendi iç seslerimi karakterler haline getirdim aslında. Okur kimi zaman Ada kimi zaman Gür olabilir. Belki de Kuzey başlayıp kuzey olarak bitirebilir. Bu yapının amacı farklı sesleri duymak, görmek ve yüzleşmekti.
Kitapta “bakmak” ile “görmek” arasındaki fark sıkça vurgulanıyor. Sizce çocuklar bu farkı en çok hangi sahnede fark ediyor?
Maalesef yaşadığımız çağın hastalığı, insanların elindeki ve önündeki cihazlar. Zamanla akıp giden detayları fark etmeden tüketerek ve tükenerek yaşıyor insanlar.
Detayları görmek için bir dur demek gerek, sakince, akışın kendi sessizliğinde.
Bence kitapta bakmak ve görmek arasındaki en vurucu fark yönlerini kaybettikleri sahnede ortaya çıkıyor. Tüm ekip bakıyor ama kimse yönü bulamıyor. Çünkü baskılayan bir stres var. Yol var ama seçebilen yok. Okur ve oradaki taşıyıcı karakter şunu fark ediyor ‘’ Her şey gözümün önündeymiş.. ama ben detayları kaçırmışım’’
Bir diğer gizli olarak yerleştirdiğim güçlü an ise kesinlikle tavşan sahnesidir. Çünkü orada fiziksellikten kopup etik bir şeçim ile bakmak ve görmek kavramlarını vurguluyorum.
Çocuklar bu sahnelerde şunu hissedecektir. Detayları fark eden sadece çevresini değil kendini de daha iyi tanıyor.
Ağaçkakan, yalıçapkını ve dulavrat otu örnekleri özellikle seçilmiş gibi duruyor. Bu örnekleri belirlerken pedagojik bir ölçüt kullandınız mı?
Yağız abi karakterinin doğuşu; Çocuklara verdiğim eğitimlerde bir sağdan bir soldan meraklı gözlerle ‘’Yağız abi! Bu ne ağacı, Yağız abi bu böcek bu ısırır mı, Yağız abi bu ne… ‘’ sorularıdır.
Ve kitapta işlenen konular zaten bu sorulardır. Yani sorular, canlılar, konular çocuklardan, hikayeleştirmesi Yağız abilerinden.
Bu kitabı okuyan bir çocuğun biyomimikriden çok, hayata dair hangi alışkanlığı kazanmasını umuyorsunuz?
Benim tek gayem çocuklara yeni bir bakış açısı sunmak çevresini sorgulayabilen, detayları görmeye çalışan çocuklar ve gelecek nesillerin bilinçle doğada var olmasıdır.
Bakış açısı değişen çocuk, ailesini de değiştirir. Uzun zamandır aileler ve çocuklar ile çalışıyorum. Örümcekten korkan bir anne, korkmayan ve merakla sorgulayan çocuğu sayesinde bu korkusunu yenebiliyor. Yani artık sadece bilinçli anne baba bilinçli çocuk yetiştirmiyor, bilinçlenen çocuk anne babayı gelişmek için teşvik ediyor. Bu bireylerden doğan bilinçli bir toplumu ifade ediyor.












İlk yorum yapan siz olun